Kültür-Sanat

Bir tanıklık hikayesi: Mevsim Yas


Êlih’te 90’lı yıllardaki tanıklığı ışığında bölgede yaşananları, ‘Mevsim Yas’ adlı kitabında anlatan yazar Mehtap Ceyran, kitabının Kürt illerinin bütün çıkmaz sokaklarını anlatan bir metin olduğunu söylüyor

Bilal Güldem /Amed-dihaber

Êlih’te (Batman )1994 yılında henüz ortaokul öğrencisi iken tutuklanan ve 10 yıllık tutukluluğunun ardından 2004 yılında tahliye olan Mehtap Ceyran’ın ilk romanı “Mevsim Yas” raflardaki yerini aldı. 8 yıllık bir çalışmanın ürünü olan kitap, Sel Yayıncılık tarafından yayınlandı. dihaber’den Bilal Güldem’in sorularını yanıtlayan yazar, kitabını ve yazma serüvenini anlattı.

Yazmaya esas olarak cezaevi yıllarında başladığını söyleyen yazar, Mevsim Yas’ın bir dil, biçim ve biçem arayışı olduğunu söylüyor. Kitabının Kürt illerinin bütün çıkmaz sokaklarını anlatan bir metin olduğunu ifade eden Ceyran, mekan olarak da Êlih’i seçtiğini söylüyor. Kitabında 90’lı yıllardaki tanıklıklarını anlatan Ceyran, “Bu metni, hikayeyi yazarken gerçeklik duygumu yitirdiğim zamanlar oldu. Çünkü hakikaten bazen gerçekler olamayabilecek kadar serttir” diyor.

‘Mağdur’ dilinden kaçındım

Sanatın bir direniş biçimi olduğunu söyleyen yazar, bu nedenle ‘mağdur’ dilden de kaçındığını anlatıyor: “Mağdur dili pornografisi’ olarak da adlandırabileceğimiz anlatı biçimi hakikaten çok yüksek düzeydedir. Bence edebiyat, direniş bağlamında sahaya inmek zorundadır. Benim de ‘Mevsim Yas’ ile yapmak istediğim ve çok önemsediğim konu budur. Bu metnimde mağduriyet diline kaymamak için çok özen gösterdim. Dil arayışım buradan devreye giren bir şeydir. Mağdur anlatısı egemene karşı duruş açısından, sağlam ve doğru anlatı biçimi değildir. Çünkü mağdur anlatısında savunu vardır; kendini anlatma ve kabul ettirme ihtiyacı vardır. Oysa hiçbir alt kimliğin, toplumun buna ihtiyacı yoktur. Sanatın çıkış noktası direnmektir. Ben de bu konuyu dert edinenlerdenim. Böyle bir derdim olmasaydı, Mevsim Yas gibi bir metin de ortaya çıkmazdı.”

Çeyrek yüzyılın anlatısı

90’lı yılların çocukluk dönemine denk geldiğini ve o yıllarda yaşanan faili meçhuller, toplu mezarlar ve çocuklarının kemiklerini arayan ailelere dair sağlam bir hafızasının olduğunu ifade eden Ceyran, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bir edebiyatçı, Mevsim Yas ile ilgili bir yazısında bunun çeyrek yüzyıl alıntısı olduğunu söylemişti. Faili meçhuller, gözaltında kayıplar, mezar evler, toplu mezarlar, çocuklarının kemiklerini arayan aileler. Benim çocukluğumun merkezinde olan, gündelik hayatımda çok temas ettiğim bir şeydi. Dolayısıyla bu bir hafızaya dönüştü. İşte o çeyrek yüzyıl anlatısında hafızamın ve ortak hafızanın bir dökümünü yaptığımı söyleyebilirim.”

Êlih’te kadın intiharları

Ceyran, Mevsim Yas kitabında aynı zamanda Êlih’te yoğun olarak görülen kadın intiharlarına da dikkat çektiğini söylüyor: “Ben 6-7 yaşlarımdayken, mahallemizde bir kadının intihar ettiğini duymuştum, bildiğim tanıdığım biriydi. Hafızamdaki kayıtlardan biri odur. Daha sonraki yıllarda şehrin baş edemediği, içinden çıkamadığı salgın bir hastalığa dönüştü bu durum. Bunun ciddi sosyolojik sebepleri var. Savaş birinci sebep olmakla birlikte geleneksel aile yapısı, kadının görünmemesine bir tepki olarak da intiharları düşünebiliriz. Özellikle 2000’lerden sonra intihar bir furyaya dönüştü. Mevsim Yas’ın bir yanı kadın intiharları olduğu gibi bir yanı da kadın hikayeleriyle ilerler.”

Tutulamayan bir yas

Yazar, kitabında yer alan hikayelerde geriye doğru ilerleyen bir anlatımın olmasını da şöyle açıklıyor: “Çeyrek yüzyıl geçiyor, değişen hiçbir şey yok. Sürekli geriye işleyen bir anlatım var. Kitabın ismi de buradan gelir aslında, hiçbir mevsimin bir başka mevsime evirilemediği, her mevsimin kendi içinde tutulamayan bir yasın karşılığı olduğunu anlatma ihtiyacından doğuyor kitabın ismi.”

Politik bir anlatıdan öte

Kitapta ana karakter olarak seçilen ‘Fesla’nın ismini, Musa Anter’in annesinden aldığını ve Hicran karakterinin ise tüm kadınların yaşadıklarının hikayesi olduğunu söyleyen yazar, kitapda aynı zamanda o coğrafyada yaşayan Ermenilerin hikayelerinin de olduğunu anlatıyor: “Burası onların da yurdudur. Dolayısıyla eğer bu coğrafyada bir hikaye anlatılacaksa onlar dışında tutularak anlatılamaz. Kitapta Ermeni bir kadın üzerinden bir anlatı da var. Bir tür vicdan ve vefa hikayesi olarak orada anlatılmıştır.” Kitabının politik bir anlatıdan öte bir edebiyat eseri olduğunu söyleyen Ceyran, ikinci kitabını ise iki yıl sonra yayımlamayı düşündüğünü söylüyor.