Köşe yazarları

CHP’nin AKP ve MHP ile ittifakı – Ahmet BİRSİN


 

Irak ve Suriye’ye sınır ötesi operasyon yapma konusunda hükümete verilen yetkinin bir yıl daha uzatılmasına ilişkin görüşülen Başbakanlık tezkeresi TBMM’den geçti. AKP ve MHP’nin buradaki tavrı belliyken, CHP’nin öne çıkarak tezkereyi sahiplenmesi, Kılıçdaroğlu’nu bilenler açısından hayal kırıklığı yaratmasa da, CHP’nin tabanında ve kimi vekillerinde rahatsızlık yarattığı bir gerçek.

Tezkerenin çok açık bir biçimde Kürt düşmanlığını esas alarak gündeme getirildiği bilinmesine rağmen, CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay’ın ‘Her Kürt’ü terörist olarak göremezsiniz, kriminalize edemezsiniz’ sözleri, iyi bir niyet ifade etse de, CHP’yi içinde bulunduğu durumdan kurtarmadığı da bir gerçek.

Tıpkı, milletvekilliklerinin düşürülmesine verilen destekle HDP eşbaşkanları ve milletvekilleri tutuklandıktan sonra Kılıçdaroğlu’nun “parlamento ve seçilmişlere darbe” çıkışı ne kadar anlamsız ve samimiyetten uzaksa, dün parlamentoda yaşanan CHP’nin tutumu da samimiyetsiz ve oportünist bir tutumun tekrarından ibarettir.

Öncelikle hemen şu tespiti yapmak gerekiyor; CHP artık AKP’ye karşı muhalefet ettiğini söyleyemez. AKP her dara düştüğünde maalesef CHP imdadına yetişmiştir. AKP’nin
bütün savaş politikalarına bugün olduğu gibi yine CHP destek vermiştir. Bu aynı zamanda adalet ve özgürlük eylemleriyle CHP’den beklenen faşizan, ırkçı, şoven politikalara karşı demokratik bir birlik yaratılabilir mi diye beklentileri de boşa çıkaran bir tutumdur.

Bu kutsal ittifak sadece Kürt düşmanlığında değil, Türkiye ve Ortadoğu’da özgürlük ve demokrasi isteyen tüm halklar ve bireylere karşı bir ittifaktır. Statükocudur, gericidir. Bu dinci, ulusalcı, ırkçı ve şoven bir ittifaktır.

Öyle ‘terörle’ mücadele adı konularak bu ittifakın altındaki gerçek gizlenemez. Bu tamamen özgürlük ve demokrasi isteyen dört parçadaki Kürt halkına karşı alınmış bir karar ve gerçekleştirilmiş bir ittifaktır. Ne sadece Güney Kürdistan’da alınan referandum kararına ilişkindir ve ne de Kuzey Suriye’de tüm engellemelere rağmen gelişip büyüyen Demokratik Suriye Federasyonu’nun öncülüğünü yürüten Kürtlere yöneliktir. Bu İran’da ve Türkiye’de, bir bütün dört parçada Kürt halkının gittikçe güçlenen özgürlük ve demokrasi taleplerinin bastırılmasına ilişkin alınan bir karar ve ittifaktır.

Erdoğan’ın Türkiye’de aldırttığı bu karar ve oluşturduğu bu ittifakın dış ayağı da İran, Irak ve Suriye ile tamamlanmak istediği bilinmektedir. Dolayısıyla CHP’nin bugüne
kadar AKP’ye karşı dış politikada dile getirdiği kimi söylemlerinin altının da boş olduğunu, AKP’nin halkların demokrasi ve özgürlük isteyen iradelerine karşı savaşta ittifak
ettiğini belirtmek gerekiyor. CHP’nin bu karar ve ittifaka katılmasıyla beraber artık AKP-MHP diktatörlüğünün fiili ortağı haline gelmiştir.

Kimileri, acaba Kılıçdaroğlu’nun tutuklanmasının gündeme gelmesi onu korkuttu mu ki, Erdoğan’ın savaş politikalarına biat ediyor diye düşünüyor olabilir. Ama maalesef hem korkuttu ve hem de düşünceleri öyle. Çünkü HDP ile yan yana görünmeyelim diyen Kılıçdaroğlu, AKP ve MHP ile tezkere sonrası bir araya gelerek Kürt düşmanlığı ve
demokrasi karşıtlığında birleşen resimlerini kamuoyuna sunarak, kutsal ittifaklarını açıkça beyan etmekten çekinmemiştir.

Unutmayalım, dün Barzani ile sarmaş dolaş olan AKP’nin şimdi Barzani şahsında Kürtleri savaşla tehdit eder düzeye gelmesi, AKP içindeki Kürtler açısından ne kadar ibretlik
derslerle dolu ise, CHP içindeki demokrasi ve özgürlük isteyen tüm kesimler içinde bir o kadar ibretlik derslerle doludur. Bu noktadan sonra başta Kürtler olmak üzere, özgürlük ve demokrasiden yana olan herkes artık safını netleştirmelidir. Demokratik birliğini güçlendirmelidir. Bunun ötesi aldatmadır, aldanmadır.