Köşe yazarları

Türkiye’nin Nusra ve DAİŞ ile ticareti


Geçtiğimiz hafta Türkiye’de Başbakan Binali Yıldırım başkanlığında sözde güvenlik zirvesi toplandı. Güvenlik zirvesi toplantısından sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın esip gürlemesi Şehba ve Afrin’e yönelik tehditlerden ibaretti. Cerablus’tan başlayıp Marea’ya kadar yaptıkları işgale yeni işgallerin ekleneceğini söylüyordu Erdoğan. Erdoğan ABD ile Rusya arasında yaşanan gerilim ve gerginlikten yararlanmak istiyor. Ama söz konusu üçüncü bir gücü ortak etme olduğunda her iki gücün uzlaşarak kendi aralarında bir anlaşmaya gidebilir. Daha önce de yaşanan benzer gerginlik ve gerilimlerden faydalanmak isteyen İran ve Türkiye’nin planlarını gören iki güç Halep, Dera Zor, Rakka çevresinde kısmen çatışmalı da olsa her iki gücün uzlaşmaya gittiği örnekleri ortaya çıkmıştı. O yüzden Erdoğan bu gerginliği fırsata dönüştürmek isterken yıl sonuna kadar, geçen sene işgal ettiği alanlarda kalmayabilir. Zira her iki güç arasında yaşanan gerilimler her zaman bu gerilimden faydalanmak isteyen güçlere bazı şeyler kaybettirerek ortaya çıktı şimdiye kadar. Türk devletinin işgali daha birinci yılını doldurmadan Azez, Şehba, Bab, Cerablus, Exterin, Marea başta olmak üzere işgal ettikleri tüm köy ve yerleşim birimlerinde, ciddi tepkiler aldı. İşgalde görev ve rol verilen birçok silahlı grupta buna tepki gösterdi. Bunlardan bazıları tepkilerini rejime teslim olarak ortaya koyarken, büyük bir bölümü de Şehba’nın savunma güçlerine katılarak, yeni cepheler oluşturdu.

Başbakan Binali Yıldırım da zireve ile ilgili konuştu. Ve ABD’nin İdlip’a yönelik hazırlıklarının olduğunu, olası bir saldırı durumunda Bab El Hava yani Cilvegözü sınır kapısını insani yardım dışındaki tüm giriş çıkışlara kapatacaklarını söyledi. Yıldırım bu açıklamaları aslında bir ülkenin en üst düzeydeki yetkili ağzından Nusra ve DAİŞ ile bir ticari işbirliği içinde olduğunun itirafıdır. Çünkü Suriye’deki iç savaşın başladığı günden beri Cilvegözü sınır kapısı Nusra’nın elindedir. Sadece bu değil Azez’deki Bab El Selami yani Öncüpınar, Cerablus’taki Karkamış, Tel Abyad’daki Akçakale sınır kapıları Nusra’ya teslim edilmişti. Serekani ve Ceylanpınar sınır kapısının da Nusra’ya geçmesi için Kasım 2012 yılında Serekani saldırıları da Türkiye’nin desteği ile başlatılmıştı. Bu kapılar Türkiye tarafından Nusra’ya devir edildiği dönemde Nusra ABD tarafından terörist örgütler listesine alınmıştı. Hala da bu listede yer alıyor. 2013 yılında Türkiye’nin organizasyonu ile kapılar Nusra’dan DAİŞ’e deviredildi. DAİŞ’in eline geçen Dera Zor Petrolleri Hol, Şeddad ve Gire Spi üzerinden Türkiye’ye girmeye başladı. Humus ranifenerilerindeki ham petroller de Rakka, Ayn İsa, Bab, Mimbiç üzerinden Cerablus Karkamış sınır kapısı üzerinden Türkiye’ye aktarılıyordu. Ayrıca Dera Zor ve Humus’tan yine Bab üzerinden Afrin Atme hattı üzerinden Cilvegözü sınır kapısından Hatay üzerinden İskenderun rafinerilerine taşınıyordu.

2015 yılında Tel Abyad DAİŞ çetelerinden temizlenerek, YPG ve YPJ’nin kontrolüne geçtiğinde, bu ticari işbirliğine dair çok sayıda belge de ele geçirilmişti. 2012 yılından bu yana Nusra, DAİŞ ve Nusra’nın ittifakı olan Ehrar Şam’ın elinde olan Bab El Hava yani Cilvegözü sınır kapısının halen açık olması ve Yıldırım’ın olası bir saldırıda sadece insani yardım için açık bırakabileceklerini, diğer geçişlere kapacaklarını açıklaması da Türkiye ile Nusra ve DAİŞ arasındaki ticaretin halen yapıldığını kanıtlıyor. Bundan dolayı Yıldırım’ın söylediği aslında en üst düzeydeki ağızdan bunun itirafı oldu.

Geçtiğimiz günlerde DAİŞ’e hala mali yönden para aktığı yönünde açıklanan raporlar aslında DAİŞ ile yapılan ticaret üzerinden para aktığının mesajı da veriliyor. Yıldırım’ın itiraflarına rağmen uluslararası güçler tarafından hala bu ticarete ilişkin herhangi bir yasal yaptırımın olmaması da düşündürücü. Zira Rusya Türkiye ile ilişkileri bozulduğu dönemde bu yönlü bazı belgeler yayınladı ve ticareti kanıtlayacak çok sayıda belgenin daha elinde olduğunu onları da önümüzdeki dönemde yayınlayacaklarını açıklayarak Türkiye’ye baskı yaptı. Bu açıklamalardan sonra Türkiye kayıtsız şartsız Rusya’ya teslim olmuştu.

Yıldırım açıklamaları ile yaptığı itiraftan sonra uluslararası alanda herhangi bir adım atılır mı bekleyip görmek gerekir. Birçok güç aslında bunu bir itiraf alarak Türkiye’nin Nusra ve DAİŞ ile ilişkilerine ilişkin hazırladıkları dosyaya ekleyecek. Ancak ne zaman işleme koyacakları ise bilinmiyor. Çünkü her güç hala Türkiye’ye Kürtler üzerine bir kalkan ve tehdit gücü olarak kullanmak istiyor. Türkiye’nin biçilen bu görev ve rol de bitince sıra bu itiraflarında kanıt olarak gösterilerek yargılanmasına gelecek.