Köşe yazarları

Bakın arkadaşlar, çok önemli!


Davet edilen kurumun başkanı olduğu için kalkıp Ankara’ya gitti. Belediyelerle ilgili iki günlük bir çalıştay olacaktı. Türkiye’nin her tarafından katılım olması bekleniyordu. Hafta sonunu Ankara’da geçirmek üzere, uçağa atlayıp, soluğu belirlenen konaklama yerinde aldı. Yaşamın kendisi haline gelen siyaseti çok sevdiğinden politik jargon denen illet, virüs gibi bulaşmıştı. Konuşmalarında alakalı alakasız “diyalektik, sömürgecilik, sağ sapma, merkez – çevre ilişkisi, aktüalite, politize, teorize etme vs.” kavramlarını kullanmak çok önemliydi. Bağlama “boylam”, oportünizme “apartman” dese de çok sorun değildi.

Çalıştay başladı!
Çalıştayın konuları genelde teknik ve sıkıcıydı. Uzmanlar çıkıp belediyecilik hakkında bir şeyler diyordu. Çay – yemek aralarında farklı konular konuşulsa da, asıl sorunlara bir türlü değinilmiyordu. Bir iki siyasi sohbet denemiş, boşta kalmıştı. Oysa belediyelerin temel sorunu teknik değil, toplumsaldı. Böyle düşünüyordu ama katılımcıların hepsi sanki vakit geçirmek için gelmişlerdi.
İlk günü korkunç bir şekilde bitirdi.

İkinci gün başladı.
Yine sıkıcı konular. Tam da sıkılganlığının, telefon ile uğraşmanın tavan yaptığı bir esnada, sahnedeki uzmanın “Bu konuda söz almak isteyen var mı?” dediğini duydu. Yılların, günlerin bastırmış olduğu özlemle, tarihin çarptırdığı ve hükümetlerin yaptıkları tüm haksızlıkları bir bir ifade etmek, güncel siyasetin gayri – ahlaki dayatmalarını belirtmek, süreç değerlendirmesini yapmak için elini kaldırdı.

Söz aldığı başlığın “Belediyeler ve çöp sorunu; pratik çözüm yolları” gibisinden bir başlık olduğunu ne duymuş ne de dikkat etmişti. Çokta önemli değildi. Ya herro ya merro!

Başladı konuşmaya:
“Tüm katılımcıları saygıyla selamlıyorum. Gerçekten önemli bir çalıştay. Önemli sonuçların alınacağını söyleyebilirim (Abarttığının farkındaydı). Konuya geçmeden önce bütünlüğü doğru şey etmek açısından birkaç şeyi şey etmek istiyorum (Herkesin merakla ona baktığını hissediyordu).

Bildiğiniz gibi özellikle Kürdistan’da geliştirilen belediyecilik anlayışı ile buraların aynı değil. Bizim anlayışın terörize (bu kelime hızır gibi yetişmişti. Kendini kutladı) edildiğini, medyanın gerçekleri yansıtmadığını söyleyebilirim. Siyasal süreç diyalog temelinde sürmelidir. Fakat belediyelere baskı dinmiyor. Müfettişler çıkmıyor. İnceleme yapa yapa bir hal oldular. Bilime, sanata bu kadar yoğunlaşsalar emin olun daha farklı bir ülke olurduk (Bu benzetme ile vehameti kavrattığını düşündü). Tabi Kürt sorunu yüzyılların sorunudur, uzun bir meseledir. Ancak siyaset ve uzlaşı temelinde çözülebilir. Herkes bunu bilmelidir.”

Homurtular, hoşnutsuzluk bildiren sesler yükselmeye başladı. Durursa sözünü bitiremeyeceğini biliyordu. Devam etti:
“Evet, tüm bu sorun – sıkıntılar arasında hizmet etmeye çalışıyoruz. Bu bir başarıdır, inanç …”
Sahnedeki eleman araya girdi! Buyurgan ve kararlı bir ses tonuyla “Beyefendi! Lütfen konuştuğunuz konu dışında söz almayın. Konumuz sapıyor. Siyaseti tartışmıyoruz. Teşekkür ediyorum, evet son bir arkadaşa söz verelim, sonra toparlayacağız!” dedi.
Resmen ruhu sızladı. Kemiğinin iliği çekildi. Sözünün bu şekilde kesilmesi hoş olmamıştı. Mecburi oturdu. Yanındaki arkadaşlara “görüyorsunuz değil mi?” diyerek dert yandı. Şimdi kendini Kafka’nın böceği gibi hissediyordu.
İncinen gururunu nasıl tamir etmeliydi? Kalkıp giderek mi? Kalıp savaşarak mı? Durumu kendi haline bırakarak mı? İki saniye içinde kararının verdi: “Savaşacağım”

“Sözümü mutlaka tamamlayacağım” diye içinde geçirdi. Kısa bir ara verildi. Çalıştayın son oturumuna geçilecekti. Öneri, istek, şikayet, kapanış faslı olacaktı. En azından olmasını bekledi. Yerine kurulup, bir ceylan gibi dikkat kesildi. Gözleri ile tüm salonu yedi bitirdi. Programın akışını, avına atlayacağı en uygun anı bekleyen çitanın bol gerilimli sahnesi gibi takip etti. Nihayet! Katılımcılara söz verilecekti. Görüşler ifade edilecekti. Elini kaldırdı, görülmedi. Tekrar kaldırdı, diğer köşeye gitti mikrofon… Hah? Gördü moderatör…. Mikrofonu kaptı!

Bu bir varlık – yokluk savaşı, son bir şans idi. Sözleri mermi gibi çıkmalıydı.
“En başta belirtmek gerekirse, bu çalıştayı düzenleyen arkadaşlara, emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Gerçekten karşılıklı tartışmalarla bir enerji (sinerji demek istemişti) doğdu. Bu çalıştayın bizim oralarda da yapılmasını talep ediyorum. Arkadaşları misafir etmek isteriz.

Uzatmayacağım, son bir şey belirteceğim.
Sabah söz aldığımda konuşmamı bitiremedim. Oysa sözlerimi ilgili konuya bağlayacaktım. Kürt sorunu yakıcıdır. Çözmeyen çözülür. Tarih bunu yeterince ispatlamıştır. Değerli arkadaşlar! Bu öyle önemli bir sorundur ki, rahatlıkla şunu söyleyebilirim:Kürt sorunu çözülmeden, çöp sorunu da çözülmez… Diyecek başka bir şeyim yok. Saygılarımla!”