Köşe yazarları

Çözüm süreci ve yağma!


Hitler’in iktidarı elinde tutmak ve dünyaya hükmetmek üzere ürettiği teorilerinden biri şöyle: “Düşmanınızı şaşırtarak, terör, sabotaj ve suikast ile demoralize edin, geleceğin savaşı budur.” Hitler bu sözlerle diktatörlükleri ilerletmenin ve kalıcı olmanın yolunu gösterirken, sömürgeleştirmek istedikleri ülkelerdeki hâkimiyetin yine bu yolla başarılabileceğini özetler. Dünyaya hakim olan emperyalist kapitalist devletler Hitler’in bu önerisini uygulaya gelmiş ve halen bu uygulamayı sürdürmektedirler. Bu öneri emperyalizmin oyuncağı olan ülkelerce de iktidarda kalmanın ve özgürlük mücadelelerini bastırmanın bir yolu olarak kullanılmaktadır.

Türkiye yarı sömürge!

Türkiye, emperyalist kapitalizmin kuşattığı yarı sömürge ülkeler içinde yer alan bir ülkedir. Türkiye’de devleti yönetenler her zaman sınır ötesi büyük sermaye ve onların yerli uzantılarının çıkarları doğrultusunda politikalar üretirler. Her türden toplumsal değer bu ‘ulvi’ çıkarlara bağlanır. Türkiye’de her ne kadar ‘Türkiye Türklerindir’ anlayışı hakim kılınmaya çalışılsa da, Türkiye coğrafyasında onlarca ulustan halklar bir arada yaşarlar. Bazıları asimile olup Türkleştirilmiş, bazıları sinmiş, bazıları ise örneğin Kürt halkı gibi bu durumu kabul etmeyen ve asimilasyona uğramayan halk olma özelliğini taşımaktadır.

Çözüm süreci!

Türk olmayıp ulusal aidiyetini yitirmiş birçok insan, kendisini Türk olarak tarif ederken Kürt halkının özgürlük mücadelesini anlamaktan çok uzaktır. Türkiye’de Kürt sorununu çözmek adına bir süreç başlatılmıştı. Ne oldu? “Hani barış ortamına kavuşacaktık? Hani dağlardaki gerillalar kentlerine, köylerine geri dönecekti?” gibi birçok soru işareti gündemi belirlemişti. Halen kimin yaptığı açıklanamayan 2 polisin öldürülmesi çözüm süreci adı verilen sürecin ortadan kaldırılmasına gerekçe yapıldı.

Çözüm sürecinin bitmesi sonrası yaşananlar ise yazının girişinde belirttiğimiz teoriye çok uygun. Suikastle biten süreç sonrası sabotaj, ‘terör’ ve şaşırtmalarla dolu yeni bir evre başladı. Kentler yerle bir edildi. Bu dünyanın uygar ülkelerinde asla görülemeyecek bir şeydi ve şaşırdık! Sonra halka yönelik sabotajlar yaşanmaya başlandı ve Amed’de, Suruç’ta ve Ankara’da bombalarla yüzlerce insanımız katledildi. HDP milletvekillerinin tutuklanmasıyla devam eden süreç eş genel başkanların tutuklanmasına kadar sürdü. HDP’nin tüm il ve ilçe yöneticileri gözaltına alındı ve yüzlercesi halen tutuklu. Halkın ezici çoğunluğuyla desteklediği DBP’nin elindeki tüm belediyelere kayyumlar atanırken belediye eşbaşkanlarının neredeyse tamamı tutuklandı.

Yaşanan sürecin en temel nedeni, Kürt halkının özellikle de yoksullarının özgürlük tutkusu ve bu uğurda ortaya koyduğu siyasal anlayışın ezilmek istenmesiydi. Hem bölgenin doğası hem de emek gücünün sömürülmesi, kentsel rantların yaratılması, maden sahalarının açılması, HES ve barajlarla su üzerinde hakimiyet kurulması, tarım arazilerinin tekellere devredilmesi ve kayagazı üretim sahalarının açılması planları çökertme adımları atılmadan önce de gündemdeydi. Çözüm sürecinden devletin muradı Kürt siyasi hareketini Barzanileştirmekti. Ancak olmadı! Baskılar, yıkımlar sonrası halkın her şeye rağmen dimdik ayakta durduğu ve yağma politikalarına izin vermeyeceği görüldü.

Yağma planları devrede!

Tüm bu sürecin neden yaşandığını referandum öncesi ve sonrası başlayan yağma politikaları açıkça gösteriyor. Yıkıma uğratılan kentlerin TOKİ eli ile yağmalanma adımları atılırken tarım arazileri ve çiftliklerin Arap sermayesine pazarlanması adımları atılmaya başlandı. ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un bakanlık öncesi ExxonMobil’in CEO’su olması bölgeyi kayagazı ve petrolü açısından hedef haline getiriyor. Bakanlığa öncelikle kendi şirketi ve diğer petrol devlerinin çıkarları gereği getirildiği görülmeli. Yukarıda belirttiğimiz gibi sermayenin sınır ötesi ile yerli bağlantılarının çıkarlarını içeren politikalar Türkiye’de her daim gündemde. Bunlara AB’den uzaklaşmak isteyen mevcut iktidarın yönünü Körfez zenginlerine dönmesiyle birlikte yeni yağmacılar eklendi.

Yaşanan süreç sonrası gelinen noktayı görmek için, Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı (TYDTA) Temsilcisi Dr. M. Mustafa Göksu’nun Amed’de yaptığı açıklamaya bakalım, “Türkiye’nin her bir parçası ayrı bir değer. Biz bu değerlerimizi ilgili şahıslara ilgilendikleri alanlara göre tanıtmak istiyoruz. Suudi Arabistan şimdi bir yasa çıkarttı iki yıl sonra Suudi Arabistan’da hayvancılık yasaklandı. Bu nedenle yurt dışında yatırım yapmaları halinde Suudi devleti yatırımın yüzde 75’ini destekliyor. Biz bundan istifade edip, ‘bu tüccar, yatırımcı arkadaşlarımızı’ bu bölgeyle tanıştırmak istiyoruz. Referandumdan sonra Türkiye ayrı bir heyecan kazandı. İnşallah bu heyecanın arkası boş çıkmayacak.”