Haber

YSK: Mazeret üretirken itiraf geldi


Oylama sürerken aldığı kararlarla ‘Hayır’ın kazandığı referandum sonuçlarını tersine çevirerek şaibe yaratan YSK, yayınladığı gerekçeli kararda da yeni skandallara yol açtı. Gerekçeli karar, çok sayıda soru işaretini ve çelişkiyi de beraberinde getirdi

M.Ender Öndeş / İstanbul

*Skandal kararı savunmak için yazılan gerekçelerde YSK, “seçmenin iradesi” vurgu yaparken, “mühürlü” pusula meselesini örtüyor. Oyların sandık kurulu tarafından mühürlenmesi, sahteciliği önlemek için 2010’da yasaya zaten bu gerekçeyle eklenmişti. Yasa, tam da seçmen iradesinin çarpıtılmaması için, “seçmen temsilcileri”nin de onayını öngörüyor.

*YSK’nın ‘Mühürsüz’ oyları “Kurallardan sadece birinin ihlali” olarak yorumlayıp, “bir defadan bir şey olmaz” mantığıyla hüküm kurması da başka bir şaibe unsuru. Oysa “mühür”, seçimin tali değil, esas kuralıdır ve “Teferruat” olarak yok sayılamaz.
*Demokratik bir ülkede, seçmen temsilcileri tarafından şeffaf olarak onaylanmak kaydıyla sıradan bir kağıt parçasının bile ‘yurttaşın iradesi’ sayılması mümkündür; ancak 17 Nisan günü YSK Başkanı Sadi Güven, mühürsüz oyların ne kadar olduğunu kendisinin de bilmediğini açıkça itiraf etmişken, bu savunma da mümkün değil. Yani burada, birkaç sandıkta oluşmuş münferit bir durum yok. Milyonlarca oydan söz ediliyor ve Güven, bunun tersini kanıtlayabilecek durumda değil.

*Kararın ikinci maddesinde, “Hata veya ihmali tespit edilen sandık kurulu başkan ve üyeleri hakkında (…) suç duyurusunda bulunulması gerektiğine” denilmesi ise başka bir skandal anlamına geliyor. YSK, bir yandan mühürsüz oylar konusuyla ilgili sandık kurullarını suçlarken, uygulamayı geçerli sayıyor.

*Kararda, mühürsüz oyların “YSK tarafından gönderildiğinde şüphe bulunmayan hallerde…” şeklinde bir şarta bağlanması da mümkün değil, çünkü YSK başkanının kaç mühürsüz oy kullanıldığını bilmediği koşullarda, bu şartı kimin kontrol ettiği tamamen meçhuldür.

*Öte yandan YSK, sahte oyu önlemek için getirilen kuralı yok sayarken AİHS ve AİHM kararlarını ‘referans’ göstermesi de ironik görünüyor. YSK, bugüne kadar bütün kararlarını Kur’an ayeti gibi dayatarak uluslarası sözleşmeleri hiç dikkate almamışken, şimdi mazeret üretirken bu kuralını bozuyor.

*AİHS’in karara dayanak yapılmasının en komik yanı ise, OHAL sürecinde Türkiye’nin bu sözleşmeyi “askıya almış” olması. 21 Temmuz 2016’da Numan Kurtulmuş, tam da şu sözlerle bunu ilan etmişti: “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 15’inci maddesi çerçevesinde sözleşme askıya alınacak. OHAL süresince sözleşme işlemeyecek.” Yani YSK, askıya alınmış bir sözleşmeye atıf yaparak içine düştüğü durumu da anlatmış oluyor.