Köşe yazarları

Acil demokratik güç birliği


Bu yazıyı yazdığımızda referandum sonuçları bilinmiyordu. Ancak bir gerçek var ki referandumdan evet de çıksa, hayır da çıksa değişmeyecektir. O da Türkiye’nin bir demokratik güç birliğine, ittifakına ve cephesine ihtiyaç duyulacağıdır. Ne ad verilirse verilsin, bu referandum sürecinde ortaklaşan demokratik güçlerin bu referandumdan sonra da bu tutumlarını sürdürmeleri gerekmektedir.

Hayır çıkarsa, bu, demokratik güçlerin önemli bir başarısı olacaktır. Demokrasi güçlerinin faşizmi geriletme gücünün çok etkin olduğu ortaya konulacaktır. AKP-MHP iktidarına dayalı bir iktidarın Türkiye’ye layık olmadığı, demokrasi güçlerinin referandum öncesi fiili oluşan ortaklığının ortak platformlara kavuşturularak bu iktidarın aşılması süreci ve mücadelesinin geliştirilmesi gerekmektedir. Eğer hayır çıkmışsa mevcut faşist sistemin daha faşist ve kurumsal hale gelmesi engellenmişse, bu, halkın demokratik Türkiye istediğinin kanıtı olacaktır. O zaman demokrasi güçleri, halkın bu eğilimini görmezlikten gelemezler. Referandum öncesi oluşan ortaklığı demokratikleşme hedefi doğrultusunda somutlaştırmaları beklenir. Sadece faşizme karşı çıkmak yetmez; alternatifinin de ortaya konulması gerekir. Bu da Kürt sorununu çözecek bir demokratikleşme olabilir. Türkiye’nin şu anki temel ihtiyacı budur. Zaten halk bu ihtiyaçtan dolayı referandumda hayır vermiş olacaktır.

Evet çıkarsa, bu durum demokrasi güçlerinin ortaklaşması ve mücadelesini daha da acil hale getirecektir. Yüzde 55 evet çıksa bile bu, demokrasi güçlerinin bir başarısızlığı değildir. Çünkü mevcut ortamda evet çıkmasının hiçbir meşruiyeti yoktur. Hayırın meşruiyeti olur, ama evetin olamaz. Dünyanın hiçbir yerinde meşru görülebilecek bir referandum böyle yapılamaz. Bu açıdan evetin hiçbir meşruiyeti olamaz. Meşruiyeti olmayan bir sistemi oturtmaya karşı mücadele edilmesi de demokratik bir haktır, meşru bir mücadeledir.

Başkanlık sistemi, kanun hükmünde kararnameler çıkarılarak belediyelere kayyum atanması gibi tüm Türkiye’ye kayyum atanmasıdır. Bu kayyum kendi öngördüğü dinci-milliyetçi hegemonik bir iktidarı kurumlaştırmak için her şeye el atacaktır. Başkanın öngördüğü sisteme temel olacak bir burjuvazi yaratılacaktır. Artık MÜSİAD gibi iş çevreleri Türkiye’nin temel ekonomik değerlerinin sahibi kılınacaktır. Bürokrasi tümden bu yeni hegemonik otoriter sistemi oturtmak için bir kesime ait olacaktır. Köşe başları dinci, milliyetçi kadrolarla doldurulacaktır. Eğitim de, adalet de tamamen başkanın kafasındaki kadrolarla şekillendirilecektir. Evet, AKP iktidarının yıllardır sürdürdüğü devleti ele geçirme sürecinin hızlandırılması olacaktır. Tayyip Erdoğan’ın baş danışmanın söylediği yeni devlet bu karakterde olacaktır. Devleti bu yeniden şekillendirme süreci aynı zamanda demokrasi güçlerinin tümünü tasfiye etme süreci olarak ele alınacaktır. Devleti böyle şekillendirme ile demokrasi güçlerini tasfiye etme paralel biçimde sürdürülecektir.

Demokrasi güçlerinin tasfiyesi ile Kürt soykırımı da paralel yürüyecektir. Demokrasi güçlerinin tasfiyesi, Kürt soykırımının önündeki önemli bir engelin ortadan kaldırılması anlamına gelecektir. Çünkü demokrasi güçleri tümden tasfiye edilmeden Kürt soykırımını gerçekleştirmek kolay olmayacaktır. Bu nedenle demokrasi güçlerinin kaderiyle Kürtlerin kaderi bu dönemde ortak olacaktır. Bu açıdan demokrasi güçleriyle Kürtlerin demokratik ve özgürlükçü güçlerinin bir demokrasi platformunda ortaklaşmaları şarttır. Ayrı ayrı, parça parça mücadele edilerek bu faşist sistem geriletilemez. Zaten başkanlık sistemi hem demokrasi güçleri, hem de Kürtlerin özgürlük mücadelesini tasfiye etmek için öngörülmüştür. Kürt düşmanlığı demokrasi düşmanlığı; demokrasi düşmanlığı Kürt düşmanlığıdır. Artık bu gerçekliğin görülerek gecikmeden demokratik güç birliğinin, demokrasi cephesinin kurulması gerekmektedir. Bu konuda bir gecikme hem demokrasi güçleri, hem de Kürtler için olumsuz bir durum ortaya çıkaracaktır.

Kuşkusuz Kürtler en zor koşullarda direnmiştir ve direneceklerdir. Çünkü Kürtlerin mücadele kaynakları çok boyutludur. Faşist güçlerin erişemeyeceği mücadele imkanları olduğu gibi, en zor koşullarda mücadele eden bir halk gerçekliği vardır. Zaten Kürt özgürlük mücadelesinin diyalektiği ve kanunu en zor koşullarda mücadele edip başarmanın diyalektiğidir. Ancak artık Kürtlerin de, demokrasi güçlerinin de AKP-MHP iktidarına dayalı faşizmden kurtulmasının zamanı gelmiştir. AKP-MHP ittifakına dayalı faşist iktidar en zayıf dönemini yaşamaktadır. Başkanlık sistemine başvurulması bu nedenledir. Bu açıdan bu faşist sistem kendini oturtup güçlendirmeden mücadele edilirse yenilgiye uğratılıp saf dışı edilebilir. Bunun için demokrasi güçlerinin Birliği şarttır. İster evet, ister hayır çıksın, Türkiye’nin demokratik geleceği ve tüm halkların özgürlüğe ve demokratik yaşama kavuşması buna bağlıdır.