8 Mart

küreselleşmeye karşı enternasyonalizm


Ayşe Düzkan

kadınların içinde yaşadıkları erkek egemen dünyaya isyan ve direnişleri insanlık kadar eski. bildiğimiz, en azından yazılı tarih içinde karşımıza çıkan ilk örgütlü feminist kalkışma olan birinci dalga feminizm, oy hakkı, eğitim hakkı ve mülkiyet hakkı istiyordu. bunların tamamını değilse bile çoğunu elde ettiler.

ayşe_düzkano günden bugüne çok şey değişti, ikinci dalga özel olanın politik olduğunu fark etti, koca dayağının, (bazen ev kadınlığı da dedikleri) ücretsiz ev köleliğinin, cinselliği bir hizmet olarak yaşamanın ve o güne kadar politika alanında ele alınmayan daha bir sürü şeyin iktidar ilişkilerinin bir sonucu olduğu ifade edildi. ve bu sistemin ancak politik mücadeleyle değişeceği fikri -tarihin gördüğü en devrimci düşüncelerden biri- ortaya çıktı. bunun sonuçlarını ve etkilerini görüyoruz.

feministlerin kadın hareketinin filozofları olduğu söylenir: geçen yıllar içinde cinsel yönelim meselesi bu felsefenin parçası oldu, trans hareket kadınlık ve erkekliği, bunların birer kimlik olarak bütünüyle toplumsal alanda yapılandığını ortaya koydu. artık şunu açıkça biliyoruz, kadın ve erkek, eğer aralarında böyle büyük bir egemenlik ilişkisi kurulmamış olsaydı, bu kadar dikkate değer kategoriler olmayacaktı ve aralarındaki fark da bu kadar belirgin hale gelmeyecekti.

bir yandan da dünyanın farklı yerlerinde yüz binlerce kadın erkek şiddetinin kurbanı, buna femisit yani kadın kırımı adı da veriliyor. aynı şekilde bu şiddete karşı farklı mücadele biçimleri de gelişiyor. şiddet kendi başına bir olgu değil, egemenliğin ve o egemenliği sürdürmenin bir aracı. direnişle şiddet arasında da diyalektik bir ilişki var. kadınların mücadelesi erkek şiddetini hem tetikliyor hem de geriletiyor.

ancak dünyanın dört bir yanında kadınlar için buna karşı çıkmak yeterli değil. çünkü özellikle muhafazakâr iktidarlar kadınların bedenleri üzerindeki haklarını kısıtlıyor, onları ucuz emek piyasasının en altına itiyor, dünyanın birçok yerinde, kadınlar, evleriyle ilgili yükümlülüklerini de yerine getirebilmek için, en kötü işleri, en ucuza yapmaya razı oluyor. on yıllardır sözü edilen yoksulluğun kadınlaşması zirveye ulaşmış durumda.

başta latin amerika ve afrika olmak üzere, dünyanın birçok yerinde tek ebeveynli aileler yani çocukların sorumluluğunu bütünüyle annenin üstlenmesi yaygınlaşıyor. bu hem kazanmaları gereken paranın miktarını hem de ev hayatıyla ilgili yükümlülüklerini arttırarak kadınların hayatını zorlaştırıyor.

kadın_işçi_eylem

bu yüzyıl kadın olacak

savaşlardan göçlere, bütün tarihsel hareketler kadınları daha fazla mağdur ediyor çünkü mesleksiz yani ücret elde edebilecekleri bir eğitimden mahrumlar, çünkü eviçinde ve kamusal alanda erkek şiddetine ve -kapitalistlerin yanı sıra- erkeklerin de sömürüsüne maruzlar.

lezbiyen, trans ve biseksüel kadınlar hem devletin hem de git gide muhafazakârlaşan toplumların ayrımcılığıyla yüz yüze.

geçtiğimiz yüzyıl bu yüzyıla, kadınlar açısından bir sürü kazanım devretti. aynı şeyi türkiye’de geçtiğimiz otuz yıl için söyleyebiliriz. bugün bunların elimizden alınmaya çalışıldığını ve belki geçen yüzyılda önümüze çıkmayan yeni baskı ve sömürü sarmallarının ortaya çıktığını görüyoruz. ancak bütün bunları bu açıklıkta görebilmemiz ve bunlarla ilgili tahliller, mücadele taktikleri geliştirebilmemiz de o kazanımlar sayesinde. bugün artık feministler feminizmin bir metodoloji olarak farklı mücadele alanlarında da uygulanabilmesini tartışıyor.

küreselleşme dünyanın her yerinde 19. yüzyılı aratmayacak çalışma ve yaşama koşulları yaratır, emekçiyi bir üretim aracına indirger, geniş kadın kitlelerine de erkeklere hizmet etmeyi, en kötü çalışma koşullarını ve en düşük ücretleri layık görürken bir yandan da kadınların kurtuluşu fikri enternasyonalleşiyor. dünyanın her yerinde aynı şiddete maruz kalıyor, aynı işleri yapıyor, aynı dizileri izliyor ve aynı isyanı
paylaşıyoruz. ve o isyan geleceği kuracak en önemli güçlerden biri.

öyleyse hiç tereddüt etmeden ifade edelim. bu yüzyıl kadınların da değil, kadın olacak.