8 Mart

Kadın gazetecilerin bir yılı: Bizi kim durdurabilir


Mehveş Evin

Son bir yılda hepimiz, durduğumuz ve mücadele verdiğimiz yerlerde daha büyük baskılar, haksızlıklar ve artan şiddetle karşılaştık. Moralimiz zaman zaman bozulsa, adımlarımız tökezlese bile hiçbiri bizi yıldıramadı. Aksine, kadınlar için mücadele etmek, dayanışmayı örmek ve büyütmek için vesile oldu. OHAL’de en geniş katılımlı, en çeşitli sokak gösterilerini yine kadınların yaptığını hatırlatalım.

Fotoğraf: Işın Akpınar

Fotoğraf: Işın Akpınar

Darbe girişimi ve OHAL yönetiminde basının üzerine çöken kara bulutlar, kadın gazetecileri daha da zor koşullara itti. Birbirimize dokunarak, paylaşarak, destek çıkarak en tatsız zamanları bile kahkahalarla atlatmayı bildik…

Binlerce gazeteci bu süreçte işsiz kalırken orantısal olarak zaten erkeklere kıyasla azınlık grubu olduğumuz için, işsizlikten de misliyle payımızı aldık. Ekranlar, gazeteler, hatta haber siteleri fiziksel ve düşünsel olarak tek tip erkeklerle dolup taştı. Sadece gazeteciler değil, konuklar da aynı tornadan çıkmış gibi. Hatta kadın konularını tartıştırmak üzere tek bir kadın konuk çağırmayan kadın televizyoncumuz da var.

Olağanüstü Hal (OHAL), sadece düşün hayatını çölleştirmedi; kadın temsilinin her alanda dramatik ve sistematik biçimde azalmasına neden oldu… İktidar, basının üzerindeki baskılarını yoğunlaştırırken en ağır darbe alan kesimlerden biri, kadın gazeteciler oldu. Siyasetten sivil topluma ‘Sünni Müslüman Türk erkek’leştirme operasyonu, medyada başlamıştı zaten.

OHAL’de kadın gazeteciler direniyor

Bağımsız basına bakalım: Özgürlükçü Demokrasi, Cumhuriyet, Evrensel, Birgün’de çalışan ve yazan kadın gazetecilerle havuz ve yaygın medyadaki kadınları karşılaştırırsak, sayısal ve yönetici konumlarındaki varlıkları arasındaki uçurum büyüdü. Kendini pek demokrat sayan kimi muhalif yayınlarda da cinsiyet eşitliği açısından durum pek değişik değil.

Peki televizyonlardaki kadın haberci/yorumcu görünürlüğü ve etkinliğinde durum ne? Özellikle İMC ve Hayatın Sesi TV kapatıldıktan sonra hızla düştü. Buna mukabil direniş yayınları diyebileceğimiz haberSİZsiniz, webiz tv gibi platformlarda kadın gazetecilerin hem halkın haber alma hakkı, hem de varolma mücadelesini sürdürdüğünü görmek, hepimiz için büyük bir umut. Kimi kadın gazeteciler kendi başlarına haber üreterek, ek işler yaparak, her zamanki yüklerinin üzerine daha fazlasını taşıyarak mesleği, onuru ve kimliğine aslanlar gibi sahip çıktı.

Benzer şekilde, kapatılan JINHA’nın yerine Şûjin’in yayın hayatına devam etmesi çok değerli. Kadınların A’dan Z’ye yönettiği ve çalıştığı Şûjin, farklı dillerde yayın yaparken farklı bir dille habercilik yapılabileceğini gösterdi.

Tutuklu kadın gazeteci sayısında da rekor!

Tutuklu medya çalışanı sayısı, bu satırları yazarken 154’e yükselmişti. Malumunuz, bu rakamla sadece dünya rekorunu kırmakla kalmadık, 1990’dan beri dünyada bu kadar yüksek sayıda gazetecinin hapsedilmesi rekoruna katkıda bulunduk. Bu gurur senin, Türkiye: Bugün dünyadaki tutuklu gazetecilerin yarısı burada! (Kaynak: RSF).

P24’ün listesine göre halen tutuklu olan kadın gazetecilerin sayısı 11 . Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay, Lale Kemal, Nuriye Akman, Zehra Doğan ve Aysel Işık’ın tahliye edildiğini ancak davalarının sürdüğünü, seyahat özgürlüklerinin kısıtlandığını da not düşelim. Doğan içinse 2 yıl 9 ay 22 gün hapis cezası verildi.

Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD) tutuklu gazeteci listesinde toplam tutuklu sayısı 158, tutuklu kadın gazeteci sayısı ise 14.

15 Temmuz darbe girişimi öncesiyle karşılaştırma yapan bir veri yok, ancak tutuklu kadın gazetecilerin sayısında da rekor bir artış olduğunu söylemek mümkün.

Tutuklulardan bahsederken gözaltına alınıp bırakılanlara sıra bile gelmiyor. Evet, bölgede görev yapan kadın gazeteciler özellikle risk altında. Haber yapmak için gittikleri ‘olay yeri’nde keyfi biçimde gözaltına almak artık rutine dönüştü.

Yanlız değiliz, acayip güzeliz

Ya dışarıdaki kadın gazeteciler? Cumhurbaşkanı’na hakaretten Özgür Gündem’le dayanışma nöbetine, ülkenin birlik ve bütünlüğünü bozma suçlamasından terör propagandasına, duruşma salonlarını aşındıran ve hapis cezasıyla yargılanan nice meslektaşımızın arasında çok sayıda kadın da var.

Dava ve soruşturmalardan-henüz- payını almayanlar ise sosyal trol saldırılarının başlıca hedefi. Serde “erkeklik” olduğundan sosyal medyada cinsiyetçi hakaretlerin de ardı arkası kesilmiyor.

Sokakta, ailede, işte, okulda, toplumda verdiğimiz varoluş mücadelesine, siyasi iktidar araçlarıyla daha fazla mücadele etmek eklendi: Hukuk, medya, sivil toplum ve siyasette sadece kendine benzeyeni kabul eden ve geri kalanı intikam alırcasına ezip geçmeyi hedefleyen bu anlayış, en çok biz kadınları yaraladı, yaralıyor. Ama asla yok edemiyor; tersine birbirimizle daha çok dayanışmaya itiyor.

Salt cinsiyet birliğinden kaynaklanmayan, sınıf, inanç ve ırk ötesi ortak dert ve baskılar gördüğümüzü fark ettikçe zenginleşiyoruz. Her buluştuğumuz deneyimde büyüyor, güçleniyoruz. Yalnız olmadığımızı anladıkça daha da güzelleşiyoruz.