8 Mart

Feminizmin dönüştürücü gücü adına:8 Mart genel kadın grevi ve şahane ihtimaller


Kumru Başer

Günlerden 4 Haziran 1913… Britanya’da Epsom at yarışlarında heyecan doruğuna varmışken, kızıl saçlı bir kadının kalabalığın arasından süzülüp bariyeri aştığını kimse farketmemişti. Elinde kadınlar için oy hakkı talep eden Süfrajet hareketinin flaması olan kadın, kendisini Kral 5. George’un yarış atının önüne attı. Aldığı yaralarla 4 gün sonra hayatını kaybetti.

kumru_başerSüfrajetleri yirminci yüzyılın başlarında taleplerine dikkat çekmek için kundaklama, bombalama, politikacıları taciz ve darp gibi radikal yöntemlere, ya da yukardaki hikayenin kahramanı Emily Wilding Davison gibi kendini fedaya kadar sürükleyenin ne olduğunu hatırladığımızda, aslında feminizme dair çok önemli bir iki şeyi de anmış oluruz.

Britanya örneğinde, mutlakiyet karşısında ilk parlamentonun kuruluşundan itibaren, temsili demokrasinin sınırlarının genişletilmesi mücadelesinde yüzlerce yıl kitlesel olarak yer alan, köleciliğin feshinden sendikal mücadeleye birçok demokratik hamlede hiç abartısız öncü rol oynayan kadınlar, oy hakkının sınırları her biraz genişletildiğinde bu haktan yine mahrum bırakıldı. Kapitalist sistemin sonradan çok övünüp içselleştirdiği seçme yani politikada söz sahibi olma hakkını uzun süre toplumun sadece yüzde ellisine vermekte ısrar eden erkek egemen düzene karşı, Süfrajetlerin çok çetin bir mücadele vermeleri gerekmişti.

Toplumun yarısının maddi ve manevi olarak diğer yarısının kontrolü altında olduğu bir tarihsel adaletsizlik olan erkek egemenliği karşısında kadınlar, eşit insanlar olarak haklarını alabilmek için, yüzlerce yıldır dünyanın şu ya da bu köşesinde canla başla, dişle tırnakla mücadele ediyor.

İsimsiz kahramanlara borcumuz var

Biz kadınlar bugün bir kısmını hiç sorgulamadan kullandığımız haklarımızı ve taleplerimizin ufkunu, bir çoğunun adını ve hikayesini hiç bilmediğimiz kahraman kadınlara borçluyuz.

Ama bu 8 Mart, kadın mücadelelerinin bunun kadar üzerinde durulmayan başka bir yönünü vurgulamanın da tam zamanı.

Kadınlar, ezilen ve sömürülen cins olarak değişime ve ayağa kalkmaya meyyaldirler. İnsanlığın yarısını oluşturdukları için de, kendi hakları için baş kaldırırken, kaçınılmaz olarak toplumun tamamını da dönüştürür, demokratikleştirirler.

Kadın hareketlerinin bu tarihsel işlevi, toplumların büyük dönüşümler geçirdiği dönemlerde çok daha belirgin biçimde farkedilir.

Bugün yine böyle bir dönemeçteyiz.

Bu kez tek tek ülkelerde değil, dünyanın bir çok ülkesinde etkili, sadece fikri olarak değil, gündemleriyle ve örgütlülükleriyle de birbirine yakın, dönüştürücü bir uluslararası feminist dalganın doğuşuna tanık oluyor olabiliriz.

Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlığa seçilen Donald Trump’ın kadın düşmanı, homofobik, transfobik ve ırkçı politikalarına öfkeyle tepki gösteren kadınlar, geçtiğimiz 21 Ocak günü sadece Amerikan şehirlerinde değil, 75 ülkede 600 kitlesel protesto gösterisine katıldı. Sadece Washington’daki yürüyüşe yarım milyon kişinin katıldığı, o gün dünya çapında 3 milyon kişinin sokaklara döküldüğü tahmin ediliyor.

Tüm kadınlara açık mektup

Kadınların başını çektiği ve örgütlediği bu kitlesel ayağa kalkıştan iki hafta sonra, aralarında Siyah Hayatlar Değerlidir, Cezaevi Reform Hareketi ve Arap-Amerikan Eylem Ağı gibi etkili kampanyaların önde gelen isimlerinin de olduğu bir grup Amerikalı feminist, “Yüzde 99 için Feminizm” başlıklı bir açık mektup yayımladılar.

Bu yıl 8 Mart’ta, 30’u aşkın ülkede milyonlarca kadınla omuz omuza gideceğimiz uluslararası genel kadın grevi, yeni bir uluslararası feminist hareketin gelişiminin önündeki ilk adımı olacak

Bu çağrıda, ortaya çıkan yeni uluslararası kadın hareketinin, Trump yönetiminin kadın düşmanı, homofobik, transfobik ve ırkçı politikalarına karşı çıkmakla sınırlı kalmayıp, Trump’ı yaratan koşullara, yani onlarca yıllık ekonomik eşitsizliğe, kapitalizme, ırkçı ve cinsiyetçi şiddete ve emperyalist savaşlara karşı bir direnişe dönüşmesi çağrısını yaptılar.

Bu çağrının başlığı dikkat çekici. Hareketi herşeyden önce “Yüzde 99”un çıkarlarının ortaklığına işaret eden 2011 yılının Occupy yani İşgal hareketiyle, onun doğrudan demokratik direniş geleneğiyle bağlantılandırıyor.

Çağrının içeriğindeki bana göre en dikkat çekici ideolojik vurgu ise, kaleme alan feministlerin kendilerini feminist hareket içinde konumlandırışlarına ilişkin.

kadın_eylem_2

‘En alttakiler’in çağrısı

ABD’de “en alttakiler” sayılabilecek kesimlerden yani siyah ve göçmen hareketlerinden feminist isimlerin imzalarını koyduğu çağrı, feminizmin özellikle varlıklı ülkelerde son yirmi otuz yıldır öne çıkan bir yorumuna eleştiri niteliğinde.

Düzen içi bir ideoloji haline gelen, devrimci dönüştürücü karakterini yitiren, esasen koşulları iyileşen orta ve üst sınıflardan kadınların kariyerlerini geliştirmekte kullandığı bir araca dönüşen, bireysel ilerleme temelli feminist anlayış gayet açık eleştiriliyor ve oluşmakta olan yeni hareketin tanımı, bunun tam karşıtı olarak yapılıyor.

Çağrıda Amerikalı feministler, merkeze kendilerini yani ABD’deki hareketi koymuyor, geçen yıl Polonya, Latin Amerika, İtalya, İrlanda, Güney Kore’de yapılan başarılı kitlesel kadın grevleri ve eylemliliklerinin, bu uluslararası feminist kıpırdanmanın ön habercileri olduğuna dikkat çekiyorlar.

“Bu yeni hareketlenmenin en çarpıcı yanı, bu kampanyaların bir çoğunun, erkek şiddetine karşı mücadeleyi, aynı zamanda ücret eşitsizliği ya da iş güvensizliğine karşı mücadeleyle birleştirebilmesi. Bunları yaparken, aynı zamanda homofobi, transfobi ve yabancı düşmanı göçmen politikalarına karşı da tutum alabilmesi” diyerek yüzde 99 ittifaklarının içini yavaş yavaş dolduruyorlar.

Bunun en güzel örneği olarak da Arjantin’de kadın cinayetlerine karşı örgütlenen Ni Una Menos, yani Bir Eksik Olmayacağız Hareketi’ni gösteriyorlar.

Ni Una Menos Hareketi

Ni Una Menos, erkek şiddetine karşı çıkarken, şiddetin aslında çok yüzü olduğunu söylüyor: Piyasa ekonomisinin, borçlanmanın, kapitalist mülkiyet ilişkilerinin, devletin şiddetini, lezbiyen, trans ve queer kadınlara, göçmenlere karşı ayrımcılığın şiddetini, bedava kürtaj ve sağlık hizmetlerinin yokluğunun yarattığı şiddeti de gündeme taşıyor.

“Irkçılığa, emperyalizme, hetero seksizme, neo-liberalizme karşı”, gündemi geniş bir uluslararası feminist direniş hareketinin ya da “yüzde 99 için feminizm”in fikri zemini de buralarda.

Kendi taleplerini, aslında yatay olarak kestiği bütün toplum kesimlerinin talepleriyle bağlantılandırabilen, bu sayede kolayca ittifaklar kurabilen, bu yolla da toplumu dönüştürme potansiyeli olan bir hareket.

Aslında Türkiye’de son yılların çetin siyasi ortamında kadın muhalefetinin diğer tüm örgütlenmelerden daha dayanıklı ve çoşkulu çıkışlar yapmasının ve ezilen ve sömürülenlerin en geniş ittifaklarını biraraya getirebilmesinin sırrı da kuşkusuz buralarda.

Bu yıl 8 Mart’ta, 30’u aşkın ülkede milyonlarca kadınla omuz omuza gideceğimiz uluslararası genel kadın grevi, yeni bir uluslararası feminist hareketin gelişiminin önümüzdeki ilk adımı olacak.

Aynı zamanda kadın mücadelesi tarihinde çok yaratıcı ve dönüştürücü yeni bir dönemin başlangıcı olma vaadiyle müthiş heyecan verici.