Köşe yazarlarıManşet

Jeoekonomi


Jeopolitiğin biçimlenmesinde en önemli etki gücüne sahip faktör kuşkusuz Jeoekonomi. Soğuk savaş yıllarının sona ermesiyle belirlenim gücü daha da artan jeoekonominin, başta enerji yatırımları alanındaki gelişmelerin etkisiyle çok geniş bir hareket alanında biçimlendiğini söyleyebiliriz. Bu, küreselleşme dediğimiz kavrama gerçek anlamını katan bir gelişmeydi aynı zamanda. İktisadi alandaki bu yeniden biçimlenme enerji konusu kadar finansal hareketlilikle de bu dönemde belirlenmeye başlandı. Karşılıklı pozisyonların statükosuna dayalı bir dönemden, geçişli ve çoklu etkileşime dayalı bir jeoekonomik devinim jeopolitiğin de yeniden biçimlenmesine neden oldu.

Türkiye pasifikten Atlantik’e kadar büyük bir hareket alanının ortasında kendisini bulurken, uzun süre dönüşüm süreçlerine intibak edememenin sancılarıyla boğuştu. Kürt sorunu dediğimiz mesele aslında Türkiye’nin ortasına düştüğü yeni hareketliliğin merkezinde yer alan bir sorundu ve çözümü de tüm bu küresel gelişmelerin etkisiyle biçimlenebilecek bir konuydu. Türkiye’nin soğuk savaş bakiyelerine sadık kalması, çözümsüzlüğü yeniden üretirken, kendisini de tüm jeoekonomik gelişmelerden soyutlayabilecek bir akıldışılığa kadar itti.

Bu akıldışılığın ilk belirgin fotoğrafını Çiller hükümeti sırasında izledik. Erken dönem küreselleşme meselesini olabildiğince statik bir yaklaşımla ele alan Çiller hükümeti, Türkiye halklarına ve emekçilerine çok büyük maliyetler ödetirken, ortaya çıkan maliyetlerin yaratmış olduğu tahribatın izleri hala görülebilmektedir. İkinci belirgin fotoğraf ise içinde yaşadığımız Erdoğan-AKP iktidarı döneminde ortaya çıkmaktadır. Akıldışılığın bu dönem için en belirleyici faktörü meselenin kavranamamış olmasında saklı. Faiz, enerji yatırımları, döviz kuru gibi bağıl değişimlerin arkasında yatan jeopolitik ve onun belirleyici faktörlerinin başında gelen jeoekonomik gelişmeler olduğunu idrak edemeyen kadrolar ve siyaset ülkeyi bir aptallar vodviline mahkûm etmekte.

Küresel ekonomideki 2008 öncesi gelişmelerden payına düşen ‘fırsatlar’ı yapısal politik ve iktisadi sorunların çözümüne yönelik biçimlendiremeyen iktidar, yükselen piyasalar meselesini bir türlü anlayamadı. Bugün kırılgan beşlinin en kötüsü haline sürüklenmesinin arkasında içinde yaşadığı coğrafyadan bihaber olma hali kadar, içinde şekillendiği jeoekonomiden de bihaber olma hali vardır. Enerji ve finansal hareketliliğin Çin’den ABD’ye kadar birçok aktörün içinde yer aldığı bir strateji ile belirlendiği ve bu stratejinin bizatihi dış politika olduğu bu denli ortadayken, tüm bu okumalardan yoksun bir siyasi iktidarın ülkeyi tek adam diktatörlüğüne sürüklemesi, aczin beklenen sonucu olsa gerek.

Kısaca; Çin büyümeden ABD on yıllık tahvilleri değerlenemez, ABD on yıllık tahvilleri değerlenmesi için Çin’in büyümesindeki en önemli faktör olan enerji kaynakları dolaşımı düzenlenmeye muhtaçtır. Diğer taraftan, Dünya ekonomisinin en büyük payına sahip Atlantik hattı değerlenen fonlarına bağlı sermaye çevrimini yükselen piyasalardan 2008 sonrası güvenli piyasalara çevirmiştir. Yükselen piyasaların yeni adı da kırılgan piyasalar olmuştur. Güvenlikçi politikalarla halklara zulmeden ve diktotaryal hevesler peşinde koşanların bu jeoekonomik yeni yapılanmadan alacağı pay kriz olacaktı, öyle de oldu. Türkiye’nin krizi bu nedenle sadece iktisadi değil, politiktir de aynı zamanda. Bu iktisadi krizden çıkmak için politik krizin de aşılması gerekiyor ve bunun da bugün için ilk ve en güçlü adımı Anayasa değişikliğine Hayır demektir.

Sezai TEMELLİ