Köşe yazarları

Bağdat ve Hewlêr ziyaretleri


Türkiye, 5 yıldır bütün diplomatik, ekonomik ve askeri gücüyle bölgenin yeniden dizaynında rol sahibi olmak için çabalıyor. Fakat herkesin de gördüğü gibi denediği tüm yollar yanlıştı ve bunun için de çabaları boşa çıktı.

Ülkesindeki Kürt sorununu diyalog yoluyla çözeceği sözünü verdi ama bu söz, 7 Haziran seçimlerine kadar devam etti. Görüldü ki bu sözler, bir başka saldırıya kadar yeniden gücünü toparlamak, nefes almak için verilmiş ve bunu gördüğü anda da sadece Kuzey’de değil, Rojava’daki Kürtlere de saldırmaya başladı.

Rojava’ya ambargo uyguladı, askeri saldırılar düzenledi ve Rojava’daki mücadeleyi karalamak için bazı hainlerle işbirliğine gitti…

Kuzey’de ise kentleri yakıp yıktı, siyasi soykırım operasyonlarını kapattı, legal kurumların kapılarına kilitler vurdu…
Her şey Kürtlerin iradesini kırmak için…

Şimdi bazı Kürtler, Türkiye’nin bu saldırganlığının nedeninin PKK ve PYD olduğunu zannediyor. Hatta bazıları, suskunluk bir yana doğrudan bu planların içerisinde yer alıyor. Zannediyorlar ki PKK tasfiye olursa Kürdistan’ın tek hakimi onlar olacak! Ancak işin doğrusuna bakarsak eğer PKK olmasaydı, KDP hala Türkiye’nin “terör” listesinde yer alıyor olacaktı ve Güney de saldırıların hedefinde olacaktı.

Dikkat edilirse Binali Yıldırım Bağdat ve Hewlêr’e yaptığı son ziyarette “Kürdistan Bölgesel Hükümeti” kavramı yerine “Kuzey Irak” kavramını tercih etti. Irak Başbakanı Haydar El Ebadi ile yaptığı ziyarette de “Irak’ın toprak bütünlüğü” vurgusunda bulundu.

Sıklıkla PKK’nin “terör listesi”nde olduğu dillendiriliyor. Ama unutmayalım ki çok kısa bir süre öncesine kadar KDP, “kara liste”deydi. Yani “kara listeler” yıkılabilir, yeniden yapılandırılabilir… Bugün hepimiz de görüyoruz ki PKK dahil tüm Kürtler, teröre karşı mücadele ve bölgenin demokratikleşmesi konularında önemli bir faktör. Önemli bir rolleri de var. KDP, dar yaklaşımlarından dolayı demokrasi karşıtı tutumlarda bulunabilir ama Kürtlerin diğer tüm partileri, bölgede demokrasinin öncülüğünü yapıyorlar. Mesela, eğer bugün Kuzey Suriye’de federal sistem kabul edilmiyorsa; bu Suriye’nin parçalanması istenmediği için değil, bilakis merkeziyetçiliği ortadan kaldırarak Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunup demokrasiyi esas aldığı için buna karşı çıkılıyor. AKP ve KDP gibi zihniyetlerin buna karşıtlığının nedeni budur.

KDP Genel Başkanı Mesûd Barzani ile Binali Yıldırım’ın ortak basın toplantısında Barzani’nin iradesinin elinde olmadığı görülüyor. Binali Yıldırım’ın binlerce Pêşmerge’nin uğruna can verdiği Güney Kürdistan’a yönelik söylemlerine karşı “istesen de istemesen de burası Kürdistan’dır” şeklinde bir tutum sahibi olunabilirdi. Kaldı ki Irak’taki sorunlar Irak’ın iç meselesidir, Türkiye kendi iç işleriyle ilgilenmeli. İnanıyorum bu düzeydeki bir söz, Sayın Barzani’yi ağır bir yükün altında çıkarabilirdi. Fakat yine de önemli değil. Önemli olan Türkiye’nin hedeflerinden birisinin de Güney Kürdistan’ın kazanımları olduğu ve PKK’nin oradaki varlığının Güney halkının kazanımlarının kolay kolay ortadan kaldırılamayacağı gerçeğinin görülmesidir.

Bu arada mesele Şengal de değildir. Şengal, iki yıllık bir meseledir. Mesele Güney Kürdistan’ın tamamıdır. Eskiden beri Türkiye’nin Güney Kürdistan yönetimine karşı bir düşmanlığı vardı. Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, defalarla “Kuzey Irak’ta bir oldu-bittiye izin verildiği için pişman olduklarını ve bunu Kuzey Suriye’de tekrarlamayacaklarını” dillendirdi.

Kürt karşıtlığından dolayı nasıl ki Suriye Arap Muhalefeti’ni satıp “diktatör Esad” dediği rejimle anlaştıysa, nasıl ki Rusya ve İran’ın ayağına gittilerse, bugün de “Musul ve Kerkûk bizim ata yadigarımızdır” deyip meydan okudukları Ebadi’nin ayağına gittiler. Ama yüzbinlerce Irak yurttaşının soykırımdan kurtulmasında PKK’nin rolünü en iyi Ebadi biliyor. Aslında Irak’ta DAİŞ saldırıları başlayınca PKK’nin müdahalesi bir yandan Irak hükümeti ile KDP için yüz kızartıcıyken diğer yandan onları halklarını savunamadıkları için insanlığa karşı bir suçtan kurtardı. Eğer KDP, sadece şahsi menfaatlerini düşünüp bu gerçeği görmezse yine insanlığa karşı bir suça bulaşacak ve Güney Kürdistan’ın kazanımlarını da altın tepside Türkiye’ye sunmuş olacak.

Ne olursa olsun “kara tarihin tekrarı” kırmızı çizgidir, Kürtleri, hiçbir kazanımlarının olmayacağı bir savaşla meşgul etmek en büyük ihanettir.